02.05.08/TİMETURK
Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesince, üniversitenin Cibali
Yerleşkesinde ''İnsan Hakları Mahkemesi Önünde Türkiye'nin 20 Yılı''
konulu panel düzenlendi.
Panelin açılışında konuşan Kadir Has
Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Deniz Bayrakdar, insan hakları
konusunun, ülkenin en önemli sorunlarının başında geldiğini kaydetti.
Bayrakdar,
yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına olan inancın daha da
pekişmesi için her alanda olduğu gibi hukuk alanında da iyileştirici ve
ortak standartlarda buluşulacak bir hukuk düzeninin oluşturulması için
düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Uluslararası hukukta
bireyin hak sahibi olabilmesi için başvuru hakkının çok önemli bir adım
olduğunu ifade eden Bayrakdar, ''AİHM kararlarının, uygulanması kolay
gözükmeyen hatta kabul edilmesi bile güç yanları olmasına rağmen insan
hakları, demokrasi ve ifade özgürlüğü gibi en temel hakların
savunulması ve korunması çerçevesinde desteklenmesi gerekmektedir''
diye konuştu.
Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Ali Güzel de AİHM'in, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini
denetleyen, bireyin uluslararası hukukta hak sahibi olma hakkını yaşama
geçiren uluslararası bir yargı organı olduğunu söyledi.
Türkiye'nin,
Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvuru hakkını 1987 yılında, AİHM'in
zorunlu yargı yetkisini ise 1990 yılında kabul ettiğine dikkati çeken
Güzel, şöyle dedi:
''AİHM kararları, olağanüstü yankı uyandıran
etki ve sonuçlarıyla 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren insan
hakları konusundaki değişim ve gelişmelerin sadece üye devletler için
değil, tüm dünya ülkeleri açısından belirleyici bir faktörü haline
gelmiştir.
Bugün artık hiçbir hukukçu, hiçbir ülke, hangi
siyasal görüşten olursa olsun hiçbir dünya vatandaşı, AİHM'in her geçen
gün artan etkisini ve insan haklarının gelişmesine olan katkısını
bilmemezlikten gelemez. Bugün artık AİHM, temel insan haklarının ihlal
edildiğini iddia eden bir insanın yazgısını değiştirebildiği gibi
devletleri de insan haklarına saygı göstermeye davet eder ve en ağır
yaptırımları kararlaştırabilen bir yargı organı niteliğindedir.''
TÜRKİYE, DAVA SAYISINDA 2. SIRADAPanel
bölümünde konuşan AİHM Yüksek Yargıcı Nina Vajic de AİHM'in kendine
has, 47 ülkede 800 milyon kişinin doğrudan erişebileceği bir organ
olduğunu ifade etti.
Mahkemenin aldığı kararların, devletlerin
iç hukukunda da bağlayıcı olduğunu belirten Vajic, her ülkenin,
mahkemenin yer aldığı Strasbourg'a yargıç gönderme hakkı bulunduğunu ve
bu yargıcın görev süresinin 6 yıl olduğunu anlattı.
AİHM'de şu
an askıda bulunan 85 bin dava olduğunu, Türkiye'nin de aralarında yer
aldığı 10 ülkenin, bu davaların yüzde 70-77'sini oluşturduğunu kaydeden
Vajic, ''Türkiye, AİHM'deki dava sayısı açısından Rusya'dan sonra 2.
sırada. Türkiye ile ilgili 9 bin kadar dava halen askıda bulunuyor''
dedi.
Vajic, son yıllardaki hukuksal reformlardan sonra Türkiye ile ilgili açılan davaların sayısında bir düşüş görüldüğünü söyledi.
AİHM
Sekretaryasında hukukçu olan Hasan Bakırcı da Türkiye'nin bireysel
başvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987'den bu yana AİHM'in, Türk halkını
ve Türk Hükümetini etkileyecek çok önemli kararlara imza attığını
belirterek, ''Bu kararların icrası Türkiye'de önemli yasal ve idari
değişikliklere yol açtığı gibi, Türk halkını da çok yakından etkiledi''
diye konuştu.
4 ANA BAŞLIKTAKİ SORUNLARAİHM
önüne gelen Türkiye ile ilgili davalarda, sorunların 4 ana başlık
altında toplanabileceğini kaydeden Bakırcı, bunların, ''demokratik bir
devlet olmanın gereğinin zaman zaman yerine getirilmemiş olmasından
kaynaklanan sorunlar, terörle mücadeleden kaynaklanan sorunlar,
devletin laik yapısını korumak amacıyla alınan önlemlerden kaynaklanan
sorunlar ve Kıbrıs sorunu'' olduğunu söyledi.
Bakırcı, şu an
Türkiye ile ilgili açılmış 9 bine yakın davada bu sorunların halen
devam ettiğinin görüldüğünü ifade ederek, 2003-2004'te AB'ye girmek
için yapılan reformların bir ölçüde faydasının görüldüğünü, özellikle
kayıp ve işkenceye ilişkin dava sayında önemli azalmalar olduğunu
kaydetti.
Türkiye hakkındaki 9 bin davanın üçte ikisinden
fazlasını, adil yargılama ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği
iddialarının yer aldığı başvuruların oluşturduğunu belirten Bakırcı,
yaşama hakkının ihlali, işkence ve kötü muamele iddialarının yer aldığı
440 ciddi başvuru bulunduğunu söyledi.
Bakırcı, 440 başvurunun
37'sinin, yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasını içerdiğini, 403'ünü
ise işkence ve kötü muamele iddialarının oluşturduğunu ifade etti.
''Alınan
önlem ve yapılan reformlara rağmen işkence ve kötü muamele sorununun
devam ettiğini'' söyleyen Bakırcı, AİHM'de bu konuda açılan davalarla
ilgili örnekler verdi.
Bakırcı, işkence ve kötü muameleyle
ilgili AİHM'i meşgul eden en önemli konunun, ''çok ciddi işkence
iddialarına rağmen güvenlik güçleri veya kolluk kuvvetlerinin cezasız
kalması'' sorunu olduğunu belirterek, ''bunun, mahkemenin gözünde
Türkiye'yi, işkence ve kötü muamele davalarında faillere karşı bir nevi
resmi tolerans gösteren bir konuma soktuğunu'' söyledi.
AİHM'i
meşgul bir diğer konunun da Türkiye'deki toplantı, gösteri ve
yürüyüşlerde polisin müdahale etmesi nedeniyle yaşanan sorunlar
olduğunu ifade eden Bakırcı, bu konudaki davalarda mahkemenin, kolluk
güçlerinin sabırsız davrandığı ve sert müdahalede bulunduğu yönünde
kararları olduğunu kaydetti.
Bakırcı, AİHM'de Türkiye ile ilgili
görüşülen bir diğer konunun da ''köy yakma ve boşaltma'' iddialarına
ilişkin mülkiyet ihlalleri olduğunu sözlerine ekledi.