17.04.2008 / İHOP
TCK 301.
Madde Tümüyle Kaldırılmalıdır!
Bir grup AKP milletvekili tarafından 7 Nisan
2008 tarihinde TBMM'ye sunulan TCK 301. Maddenin değiştirilmesine ilişkin yasa
teklifi, Adalet Bakanlığı verilerine göre 2006 ve 2007 yılının ilk üç ayında 14'ü
çocuk 2724 kişiyi sanık sandalyesine oturtan TCK 301. Maddenin düşünce
özgürlüğü önünde oluşturduğu engeli ortadan kaldırmaz.
Maddenin değişikliği
için verilen yasa teklifinin gerekçesinde "ifade
hürriyeti, temel hak ve hürriyetler arasında değerlendirilerek, birçok
uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da güvence altına alınmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin
10. maddesinde, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde konuya ilişkin ayrıntılı,
koruyucu ve düzenleyici hükümlere yer verilmiştir" deniliyorsa da,
maddenin yeni içeriği bu gerekçe ile çelişmektedir.
Demokrasi, kamu kurumları da dâhil olmak üzere
hiçbir kurum, kavram ve ideolojinin tabulaştırılmadığı bir ortamı ifade eder.
301. madde, içeriği itibariyle koruduğu değer ve kurumları tabulaştırmaya uygun
bir yoruma tabi tutulabilir ki, son yıllarda bu maddeye göre açılan davaların
tümünde bu tabulaştırma zihniyetinin esas alındığı görülmektedir. Bu tür
tabulaştırmalar, rejimlere otoriter bir nitelik kazandırır ve özgürlükler ile
düzen dengesinin özgürlükler aleyhine bozulmasına yol açar. 301. Maddede
yapılması teklif edilen değişiklik ise, maddenin mevcut durumda yol açtığı
tabulaştırma zihniyetini ortadan kaldırmamaktadır.
Teklifte, ceza üst sınırı tecil sınırına
çekilerek ceza müddeti 3 yıldan 2 yıla indirilmektedir. Tecil sınırına
inmesiyle birlikte artık TCK 301. Maddeden dolayı kişinin özgürlüğünden
alıkonulması hâkimin yetkisi dâhilinde olacaktır. Ancak tecil sürecinde benzer
bir fiil yeniden gerçekleştirildiğinde, kişi hem birinci cezayı hem de ikinci
cezayı çekmek durumunda kalacaktır. Bu düzenleme, sadece ifade özgürlüğünü
değil, düşünce üretme sürecini de bir otosansüre zorlayarak baskı altına
almaktadır.
Keza maddede yer
alan "Türklük" ifadesinin "Türk Milleti", "Cumhuriyet" ifadesinin de "Türkiye
Cumhuriyeti" olarak değiştirilmesi öngörülmektedir. Kelimeler üzerinde
yapılan değişikliklerin ifade özgürlüğünün alanını genişletecek yönde bir
nitelik değişikliği olmadığını, iddianame düzenleyen Savcıların
iddianamelerinden ve Yargıtay Ceza Kurulu'nun kararlarından anlamak hiç de zor
değildir. Maddenin mevcut halinde yer alan "Türklük" ifadesi, bugüne kadar
Yargıtay Ceza Kurulu tarafından zaten "Türk Milleti" olarak değerlendirilmiş ve
cezalar da bu anlayışa dayanılarak verilmiştir. (Bkz. Hrant Dink davasında
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun vermiş olduğu karar).
Ayrıca Türk Milleti
tanımının ne olduğu ve hangi ölçüte göre tanımlanacağına dair herhangi bir
açıklama da yapılmamıştır. Etnik-kültürel bir millet tanımının, aynı
etnik-kültürel kökene sahip olmayan vatandaşları inciten, baskı altına
alınmalarını kolaylaştıran saldırgan ve otoriter açılımlara eğilimli bir
milliyetçiliği besleyeceği aşikârdır. Şimdiye kadar 301. Madde ile gerçekleşen
de bu olmuştur. Yapılmak istenen düzenleme, 301. Maddenin yarattığı problemleri
çözemeyeceği gibi, daha da derinleşmesine yol açacaktır. Bu güne kadar madde
hükmüne uygun olarak ceza veren mahkemeler, kararlarını verirken Türklük olarak
ifade edilen bu kavramın nasıl bir tanıma sahip olduğunu düşünerek bir tereddüt
yaşamadılar. Şimdi mahkemelerin maddeyi yeni bir anlayışla ele alıp, bu kez
Türklük yerine Türk Milleti kavramını dikkate alarak, sanki öncekiyle çok
farklıymış gibi bir anlayışla karar vermelerini sağlayacak hiçbir neden yoktur.
Düşünce özgürlüğü, devlet gibi düşünmeme
özgürlüğüdür; kurulu düzeni sorgulamayı, gerektiğinde kınamayı ve mahkûm etmeyi
de içeren bir özgürlük olarak demokratik düzenin kurucu bir unsuru ve vazgeçilmez
bir şartıdır. Eğer bireysel özgürlük, çoğunluğun onaylamadığı görüşleri
desteklemek ve savunmak, çoğunluktan farklı bir davranış yolu izlemek hakkını
içermiyor ise, bu özgürlüğün hiç bir anlamı yoktur.
TCY
301. Maddede yapılmak istenen değişiklik, suçun maddi niteliğini
değiştirmemektedir. Değişen, sadece bu maddi durumun nasıl yargılanacağına
ilişkin yöntemdir.
301.
maddenin verdiği zarar, doğrudan Mahkeme kararlarından olduğu kadar statükocu
toplumsal baskının muhalif sesler üzerine yönelmesinden de kaynaklanmaktadır.
Hrant Dink 301'den mahkûm olmuş ama çok daha vahimi bu davayla yaratılan
atmosfer nedeniyle katledilmiştir. Cumhurbaşkanı'nın izni için yapılan
başvurularda bu damgalama süreci daha hafif olmayacak, muhalif isimler daha da
fazla hedef haline getirecek ve muhtemeldir ki, Cumhurbaşkanı da baskı altına
alınacaktır.
Bütün bu nedenlerle, 8 Şubat 2007 tarihinde TBMM
Başkanlığına sunduğumuz ve toplumun farklı kesimlerinden 20 bini aşkın insanın
bizzat imzaladığı, binlerce yurttaşı temsil eden 100'den fazla sivil toplum
örgütünün de desteklediği "TCY'nın 301. maddesinin ivedilikle yürürlükten
kaldırılması" talebimizi bir kez daha tekrarlıyoruz. 301. Maddenin kaldırılması
Hrant Dink'in katledilmesiyle bir kez daha incinen toplumsal adalet duygumuzu
iyileştirme yolunda önemli bir adım olacaktır.
Düşüncelerimizi
Yasaksız, Korkusuz ve Tehditsiz Konuşup İfade Etmek İstiyoruz.
İnsan Hakları
Derneği
Helsinki Yurttaşlar
Derneği
İnsan Hakları ve
Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği
Uluslararası Af Örgütü
Türkiye Şubesi