Roboski’nin 34 Tabutu Korkuttu!

MAZLUMDER’in de bileşeni olduğu ROBOSKİYE ADALET PLATFORMU’NUN günler öncesinden duyurduğu Tabutlu eylemin gerçekleştirilmesine polis engel oldu.

28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere İlçesine bağlı Roboski (Ortasu) köyünde sınır ticareti yaptığı esnada F16 uçaklarıyla bombalanma sonucu katledilen 34 kişi için üzerinden 4 aydan fazla bir zaman geçmesine karşılık, faillerin bulunması yönünde somut bir gelişme olmamasını protesto etmek için yapılan tabutlu yürüyüşe polis izin vermedi.
Platform, eylem duyurusunu günler öncesinden Abdi İpekçi Parkından, taşıdıkları tabutlarla Başbakanlık önüne kadar yürüyerek  yapacakları basın açıklaması ile eylemi sonlandırmayı planlamışlardı. MAZLUMDER Genel Merkezi binasında hazırlanan tabutlar eylemin yapılacağı yer olan Abdi İpekçi Parkına doğru götürüldüğü sırada Abdi İpeçi Parkının girişinde çevik kuvvet polisleri tarafından engellenerek yürüyüşün tabutsuz gerçekleştirilmesi istendi. Bunun üzerine emniyet güçleri ile yaklaşık 1.5 saat tartışan MAZLUMDER ve İHD temsilcileri, polisin ikna olmayarak saldırıya geçeceğini anons etmesinin ardından bulundukları yerde açıklama yapmak durumunda kaldılar. Konuyla ilgili konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk TÜRKDOĞAN, "30 yıl öncesinin katliamcıları bugün nasıl yargılanıyorsa, Roboski sanıkları da er geç yargılanacaktır" dedi ve ekledi "Sizler bu 34 temsili tabuttan dahi korkuyorsunuz. Ama biz insan hakları savunucuları korkmuyoruz, vicdanlarımız rahat." TÜRKDOĞAN’ın konuşmasından sonra söz alan MAZLUMDER Genel Merkez Koordinatörü Nurcan AKTAY, yazar Reha RUHAVİOĞLU’nun yazmış olduğu “Irak Sınırında Olay yoklaması” adlı metni okumasının ardından, “Başbakan, 34 tabutu burada görmekten hoşlanmıyorsa, biz de 34 insanın katledilmesinden hiç hoşlanmadık! Herkes şunu bilsinki, gelişmeleri çok yakından izleyerek, gerektiği yerde tepkimizi göstermeye, devam edeceğiz, adalet yerini buluncaya kadar, unutursak kalbimiz kurusun…!” diyerek, tabutların şehrin ortasında hoş bir görüntü oluşturmadığını söylenmesine tepki gösterdi. Roboski katliamı mağdurları adına konuşan Ferhat ENCÜ ise, 4 aydır adaletin sağlanması yönünde bir gelişme olmadığını, soruşturmanın çok ağır yürütüldüğünü eleştirerek, “yakınlarımız, 50 lira için katledildiler. Yürüyün, Roboskiye adalet için yürüyün” diyerek sert tepki gösterdi. Son olarak MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Selahattin ÇOBAN ın yaptığı açıklamanın ardından katılımcılar taşımış oldukları tabutları kaldırımda bırakıp sloganlar eşliğinde olaysız ayrıldılar.
Olayın ardından MAZLUMDER yetkilileri, Valiliğin ve emniyetin bu keyfi uygulaması karşısında suç duyurusunda bulunacaklarını ifade ettiler.
Basın Açıklaması:
 
Bu gün Roboski Katliamının, aydınlatılması ve adaletin sağlanması talebimizin 123. gününde, 34 tabutun yan yana nasıl göründüğünü göstermek ve bu vesile ile bir kez daha adalet talep etmek için buradayız... 
 
Hayatlarını idame ettirmek için kendilerine sınır ticaretinden başka hiçbir yol bırakılmamış insanlar bir gece ansızın, yıllardır bölgedeki askeri birliklerin bilgisi dâhilinde giriş çıkış yaptıkları sınırın Irak tarafında “sınır ötesi bir operasyonla” 19 u çocuk olmak üzere, toplam 34 kişi katledildiler.
Yakınlarını kaybetmiş insanların ve kamuoyu olarak bizlerin bu geçen süre içerisinde her adalet talebimize karşılık, Roboski’de ya bir gözaltı, ya da bir tutuklama gerçekleştirilerek, Roboski köyü açık bir cezaevine dönüştürüldü..
 
Olaydan sağ kurtulan Servet Encü‘nün “adaletten umudunu kesince” ailesi ile birlikte, onca yıldır doğup büyüdüğü toprakları terk ederek Irak Kürdistan Özerk Bölgesi'ne göç etmesi ve geri kalan Roboski halkının “adalet sağlanmaz ise” göç edecekleri yönündeki açıklamalarına rağmen, devlet yetkililerinden tatmin edici bir açıklama gelmedi.
 
Oysa bir devlet meşruiyetini, vatandaşlarına haklarını, özgürlüklerini kullanabileceği güvenli bir ortam sağlamasından, adaleti her yurttaşı için eşit oranda tesis etmesinden alır. Kendisinden kaynaklanmış korkunç bir katliama tanıklık etmiş bir vatandaşının ülkesini terk etmesi karşısında sessiz kalan devlet mekanizmaları, aradan geçen bunca güne rağmen suçluları bulamayan, yargılamayan, adalet önüne çıkaramayan devlet organı kendi meşruiyetini halkının bir bölümünün vicdanında tartışmalı hale getirmektedir.
 
Bizler bu devletin, emir komuta zinciri içerisinde işlenmiş bir cinayeti aydınlatabilecek imkânlara sahip olduğunu biliyoruz. Bilmediğimiz ise devletin suçluları bulup adalet önüne çıkarıp çıkarmayacağıdır!
 
Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı’nın,  Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na göndermiş olduğu raporda, operasyonun “sınır ötesi operasyon kurallarına uygun bir biçimde" yapıldığını ifade etmesi, operasyon emrinin siyasi irade tarafından verildiği şeklinde yorumlanmaktadır. Hükümet, kendisine bağlı Genel Kurmay Başkanlığı tarafından operasyondan sorumlu olarak gösterildiğine göre iddialara ilişkin kamu oyunu ikna edecek açıklamalar yapmak zorundadır.
 
Devlet, Roboski katliamının aydınlatılmasına ilişkin hantal davranmaktan vazgeçmeli, katliamın bütün sorumlularını adalet önüne çıkarıp yargılamalıdır.
Uludere kaymakamına yönelik fiili saldırı elbette kabul edilebilir değildir. Kim tarafından ne amaçla gerçekleştirilmiş olursa olsun, taziyeye gelmiş bir misafirin şiddete uğraması tasvip edilemez. Ancak; 34 yakınını kaybetmiş insanların içinde bulunduğu ruh hali de göz önüne alınarak ve üstelik Kaymakam’ın şikâyeti de söz konusu değilken, bu saldırı nedeniyle "kasten adam öldürmeye teşebbüs" suçundan  tutuklanan Roboski köylüleri serbest bırakılmalı, en azından tutuksuz yargılanmalıdır. Devletin kendi öldürdüğü insanlar için adalet taleplerine karşı ağır hareket ederken kendi memuruna karşı işlenen suçlarda gösterdiği hız ve hassasiyet açıkça çifte standarttır ve adalet duygusunu inciten bir tutumdur.
 
Devlet mekanizmaları, adaletin kendilerine karşı farklı işlediğini bizzat müşahede eden yurttaşlarından, soruşturmanın neticelenmesini beklemeden özür dilemeli ve suçluları bir an önce adalet önüne çıkarmalıdır. Devlet, Bölgenin şartları gereği “sınır ticareti” ile hayatını idame ettiren vatandaşlarına kolaylaştırıcı rol üstlenmeli ve güvenlik dahil her türlü önlemi almalıdır.
Roboskili ailelerin acısı ortak acımızdır ve adalet tesis edilinceye kadar bu acı azalmayacaktır. Adalet tesis edilinceye kadar  Unutursak Kalbimiz Kurusun!!!
 

“Irak Sınırındaki Olay”  Yoklaması

Ben Selim Encü’yüm; babasını anne karnında kaybetmiş, yavrusunu anne karnında yetim bırakmış bir yetimim… “Hayat zordur” demişler, böyle bir ölmek daha da zormuş, bu ölümle anladım… Kırk yaşına dört çocukla girecektim, karlar üzerinde kırk parça olsun istemezdim bedenim, ciğerime çektiğim cigaram ciğerimle beraber bir kayanın altında kaldı...

Ben Osman Kaplan’ım; babamın oğluyum, gözü pek, alnı ak… Yoksulluğu ite kaka beş çocuğa bakıyordum… Her bir yaşım bir tesbih tanesi gibi savruldu Roboskî’nin kayalarına, ben böyle ölmemeliydim…

Ben Hüsnü Encü’yüm; tam sekiz yıl hasreti ile kavrulduğum bir evlat müjdesi almıştım. Hayalimde yavrucağımın yüzü, yanımda kardeşimle beraber düştüm toprağa… otuz yıllık ömrümün bakiyesi, yanan bir ceset kokusu…

Ben Nadir Alma’yım; babamdan kalma bir işim vardı, kaçakçıydım, tütün içerdim, mezarıma çiçek ekin…

Ben Mehmed Ali Tosun’um; on bir kardeşin biriyim, beni beyaz kefene sarmayın, beyaz karın üzerinde donarak öldüm, ama siz anama öyle söylemeyin…

Ben Zeydan Encü’yüm; kara toprağın kara bağrına, yanyana yürüdüğü kardeşi Orhan ile yanyana değil parça parça düşen… Şerafettin Encü sayıldım otopsi raporunda, mezarlıkta düzelttiler adımı… Ölüm çemberinden kurtulamadık… Ömür çemberimizi kırdılar… Babam hangimizin acısına yansın şimdi…

Ben Selam Encü’yüm; mühendis olacaktım. 23’üncü yaşıma giremedim, beni bombalayan pilot’un ben yaşında bir oğlu varmış, mühendis olacakmış… bir bahar daha göreydim ne olurdu?!

Ben Seyithan Enç’im; Dağları delemedik, göğsümüzü deldi kara gülleler. Ferhat’la Mecnun’a haber salın. Teknoloji çağı deyip küçümsedikleri zamanda bir genç, sevdiğinin sesini duyabilmek için öldürüldü… Vasiyetimdir: Beni sevdiğimin gamzelerine gömün…

Ben Hamza Encü’yüm; otopsi raporuna “aidiyeti bilinmeyen kol ve bacak” olarak geçtim ben! 80 kiloluk Hamza’sının on kilosuna iki gün sonra kavuşabildi anam! Bedenimin 70 kilosu Roboskî’nin dağına bayırına savruldu. Anam her dağa, her taşa fatiha okumasın da ne yapsın?

Ben Fadıl Encü’yüm; ‘Yüzümün üstüne kaç yüz düştü’ sayamadım, kaç yüz parçaya ayrıldı bedenim… her birimizin kaç parçası kaldı karlar altında… üç gün aradılar beni, vücut parçalarım bulunamadı, birçoğu gibi ben de eksik gömüldüm… Saatim kolumla beraber kayboldu bulursanız kardeşime verin…

Ben Hüseyin Encü’yüm; bacağım yok, kan kaybından öldüm, ruhum santim santim, gram gram çekildi, nasıldı anlatamam size…

Ben Nevzat Encü’yüm; sekiz kardeşin ikincisi, ocağına ateş düşen “otuz dört”lerin bilmem kaçıncısıyım… Benimle beraber yedi kişi eksildi sınıftan… Roboskî, yediveren gibi büyüyen bir kahırdır artık… Yedi kardeşimin isyanını duyuyor musunuz?

Ben Şêrvan Encü’yüm; Şêrvan “aslan avcısı” demek… Sırtıma bir hançer gibi saplandı bomba! Arkadan vuruldum! Şêrvanlar hep böyle mi ölür!?

Ben Cihan Encü’yüm; 15’e girmeden yetim, 18’e ayak basmadan öksüz kalan, 20’sini göremeden toprağa düşen biriyim… Askerin biri “bu son kaçağınız” demişti, sonumuz oldu… Katilim istediği zaman lambayı söndürsün, ben onu karanlığından tanırım!

Ben Adem Ant’ım; nişanlıydım, bu son “kaçakla” Garibe’me bir çift küpe alacaktım. Katırı emanet almıştım, mahcup oldum…

Ben Salih Encü’yüm; Anamın gözbebeği yanarak öldü… Herkesin babası buradaydı, bir benim babam yoktu… korkudan olacak unutmuşum, benim babam mayın kurbanı idi, tek ayaklıydı, onca yolu gelemezdi…

Ben Özcan Uysal’ım; amcamın düğününe hazırlanan kızların ellerinde kaldı parlak fistanları… kız  kardeşlerim, zülüfleri yerine gözyaşı dökecekler, yine yas tutmak kalacak bu toprağın analarına, yine yetim çocuklar büyütmek kalacak paylarına…

Ben Şerafettin Encü’yüm; 12’sinde öksüz kalan çocuk 17’sinde toprağa düştü, anasının yanına bir mezar daha kazıldı, domdom kurşunu değil koca bombalar bedenimdeki, yine teke tekte yenilmedik, yine haindi pusu, benim de hikâyem böyle bilinsin…

Ben Cemal Encü’yüm; okulun kantinine olan borcumu ödemek için gitmiştim kaçağa. Babam yanmış elbiselerimden tanımış beni, parçalarımı çuvala koymuş; Ceylan’ın annesi gibi…

Ben Aslan Encü’yüm; çıkmadan anama tembih ettim “kekliklerimi susuz bırakma” diye. Keklikleri sahipsiz, anamı da Aslan’sız bıraktı o koca bombalar. O gece, o beyaz karın koynuna bir Aslan düştü.

Ben Vedat Encü’yüm; üç gün sonra on sekizime girecektim, akan kanım buz kesmiş, ölmüşüm…

Ben Selahattin Encü’yüm; özlemlerimi soğuk toprağın bağrına gömen ve katırıyla ölenlerdenim. sizin hiç çocuğunuz bombalandı mı? Babamınki bombalandı, kahroldu!

Ben Salih Ürek’im; etrafa saçılan ceset parçalarını, katırların sesine karışan insan seslerini, kanı, acıyı, çaresizliği gördüm o gece. Yaralı bir ceylan gibi yüklediler bir katırın sırtına, ambulansların yolu kesilmiş, katır sırtında ölmüşüm…

Ben Yüksel Ürek’im; etlerim kıymaya döndü, katırımın etleriyle karıştı! bir parçam traktör yükü benim! yaşımı biliyor musunuz siz!?

Ben Bilal Encü’yüm; yaşım 16. Bir ailenin umudu, zor bir hayatın kahır dolu sonuyum… “Keşke biraz ölmesem” diyecektim, komadılar! Böyle yazılsın mezar taşıma…

Ben Celal Encü'yüm; Sizin hiç tebessümünüz çalındı mı? Benimkini çaldılar! Şimdi burada tebessümlerimin hırsızı, umutlarımın cellâdı olanlar hesap versin diye gözlerim açık bekliyorum…

Ben Serhat Encü’yüm; Şekerden hayallerim vardı benim, bombaladılar! Annem güvercininin acısını dindirecek merhem bulamaz, sorarsa siz ona şöyle deyin: O güzel insanlar, o güzel katırlarla gittiler, dönmediler...

Ben Mahsun Encü’yüm; sabaha çıkamadım, kardeşimi doktora götüremedim, doktorda olan babamın eve dönüp dönmediğini öğrenemedim. Artık büyüyemeyecek, evlenemeyecek, çocuk sevemeyecek, takım tutamayacak, ağlayamayacak, gülemeyecek, aşık olamayacağım.

Ben Savaş Encü’yüm; 14’ünde toprağa düşmüş bir fidanım… Ben doğmadan ömrüm kadar sürmüş ölüm yarışı, ömrümce de sürdü, ma êdî ne bes e!

Ben Orhan Encü’yüm; ak yeleli bir tay sırtladı beni, cennete uçurdu… Ben gittim, düşlerim kalacak bir ceviz ağacının kıyısında… Ağabeyim Zeydan ile artık ‘bir gömüyüz biz, bulutların altında…’

Ben Erkan Encü’yüm; ömrümün 13 senesini yaşadım, ‘üstü kalsın’ deyip ayrıldım aranızdan, ‘asker görürsen korkma’ dedi annem, bomba düştü, çok korktum… Bilmek ürkütüyor biliyorum, ama gene de söyleyin; kapanır mı bombanın açtığı yara çocuklarda?

Ben Şivan Encü’yüm; Şivan Perwer’in “Helepçe”sinde bir “ax hawar! hawar! hawar!” var ya o benim işte…

Ben Bedran Encü’yüm; yırtık elbiselerimin cebinden bir kek çıkmış, acıkırsam yiyecektim. gövdemin sağ üst parçasını bulmuş babam, bacaklarım “kök saldı” toprağa,  “kökümüzü kurutamasınlar” diye…

Ben Muhammet Encü’yüm; biz “otuz dört kaçakçı” idik biz… Şimdi siz, “Otuz üç kurşun”un yanına “otuz dört kaçakçı”yı da yazın, Üç’ler Yedi’ler Kırk’lara ‘otuz dörd’ü ekleyin ve unutmayın…

 

Reha RUHAVİOĞLU

 
ROBOSKİ’YE ADALET PLATFORMU
MAZLUMDER-İHD-ESHİD-
BAŞKENT KADIN PLATFORMU
FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2012-04-28
Okunma Sayısı : 1919
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: mazlumder[a]gmail.com | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 5587284