"AÇILIM SÜRECİ" NİN YÖNETİLMESİ VE ÇÖZÜMÜN OLMAZSA OLMAZLARI
Konuya ilişkin tartışmalar, "Kürt Açılımı"nın ne olacağı, Hükumet'in kim(ler)i muhatap alması gerektiği, nasıl bir idari formül önereceği, anadilde eğitim ve yayın konularının nasıl çözüleceği, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin üniter yapıya etkileri, silahların nasıl bıraktırılacağı, silah bırakanlara ne yapılacağı vb gibi sorunlar çerçevesinde kamuoyunca yeterince speküle edildi. Hükümet'in projesinin ise nasıl oluşturulacağını ve neleri nasıl kapsayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Bir insan hakları kuruluşu olarak MAZLUMDER gerek tartışma sürecinde gerekse icra sürecinde ne yapılacak ise sükunet, barış ve insan haklarına saygı esasıyla yapılması gerekliliğine inanır. Şu bir vakıadır ki, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana çeşitli isyanlara sebep olmuş; özellikle son çeyrek yüzyıla ürettiği şiddet, kriminalize olmuş resmi ve gayri resmi yapılar, ayrıştırılmış sosyal ve demografik gettolar, ekonomik travmalar, hatırı sayılır diaspora, iç göç ve eli silahlı binlerce genç ile bu sorun çözümsüzlüğün sürdürülmesinin mümkün olamayacağı bir hal almıştır. Ve eğer ulusal mekanizmalar ile çözülemeyecek ise BM veya uluslararası aktörlerin devreye gireceği bir boyuta doğru evrimle eğilimindedir. Çapı ve cesameti bu boyuta ulaşmış bir sorunu muhataplık sorununa indirgemek elbette meselenin ciddiyetinden uzak bir tavırdır. Kanaat oluşturma ve karar alma süreçlerine ne kadar büyük bir katılım sağlanır ise şüphesiz çözümün sahiplik sorunu da o ölçüde halledilmiş olur. Kendi iktidar meşruiyetlerini askeri bir darbeden, bürokratik veya oligarşik imtiyazlardan değil serbest seçimlerden alanların aynı seçim süreçlerinden geçerek parlamentoya girmiş olanları muhatap kabul etmemeleri, aslında kendi meşruiyetlerini, ya da halk iradesinin belirleyiciliğini tartışmaya açmaları anlamını taşır. Bu yaklaşım, halka karşı kayıtsız davranabilme potansiyeli siyasi mekanizmalara göre çok daha yüksek olan bürokratik iradeye, zımnen, "çözüm önünde ayak diremeye devam et" demektir. Şu bir gerçektir ki, eğer Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana devam eden güçlü bürokratik yapı, vehimlerine dayalı sübjektif tehdit algısı ve buna bağlı tektipleştirme ve inkar esasıyla inşa ettiği millet tanımına yaslanarak siyasete vesayet uygulamamış olsa idi, yeni devletin yeni vatandaşları kardeşlik temelinde beraberlik oluşturmada tarihi tecrübenin yol göstericiliğinden yeterince faydalanabilirlerdi.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Ahmet Faruk ÜNSAL
MAZLUMDER Genel Başkanı