MAZLUMDER Genel Merkezi'nden 17 Aralık Sürecine Dair Değerlendirme

   HUKUK HERKESE LAZIMDIR…

17 Aralık 2013 ve sonrasındaki gelişmeler üzerine 03.01.2014 tarihli açıklamamızda dikkat çektiğimiz hususların birçoğunun hükümet ve cemaat tarafından ihlal edildiğini, toplumun kamplara ayrıştırıldığını, kalıcı etkileri olabilecek şekilde cepheleşme ve bölünmüşlük halinin yaygınlaştırılarak sosyal barışın tehlikeye atıldığını üzülerek izlemekteyiz.

Yaşanmakta olan durum, manipülatif haberler, bilgi kirliliği ve hukuk dışı kaydedilmiş kaset savaşları ile gelişen, karşılıklı suçlamalarda sınır tanımayan bir çatışma atmosferidir. Taraflar bu süreçte, güç ve imkanlarını etik ve hukuk kaygısı taşımadıkları izlenimi uyandıracak şekilde kullanmaktadırlar.

Yönetme ve siyaset yapma yetkisini halktan aldığı oy ile kullanan Hükümet ve bir siyaset kurumu olmayıp en fazla bir baskı grubu olması gereken "Cemaat" arasındaki iktidar mücadelesine dair üzerinde mutabakata varılmış evrensel birikim ve kazanımlar ile hukuk, adalet ve etik kriterlerinden hareketle tespit ettiğimiz bazı hususları kamuoyunun bilgisine tekrar sunma ihtiyacı duymaktayız.

1) Demokrasilerde hūkumet etme yetkisi, halktan aldığı oy ile seçimi kazanan partilerin hukuki kısıtlar çerçevesinde kullandıkları keyfiyettir. Siyaset kişisel fayda için değil kollektif fayda için yapılır. Siyaset yapma isteği meşru ve herkes içindir. Siyaseti devleti yönetmek icin yapmak isteyenler için tek yasal yol ya bir parti kurmak ya da bir parti içinde yer almaktır. Hūkumet etmek icin siyasetin yasal imkanlarını kullanmak yerine burokrasinin imkanlarını kullanmak kayıtdışı siyasettir. Kayıtdışı siyaset, seçme yeterliliğine sahip herkes için bir hak gaspı ve bir saygısızlıktır, bir gayrı meşruluktur. Kayıtdışı siyasetin savunma burokrasisinin mudahalesi ile olanı ne kadar gayrı meşru ise gūvenlik, istihbarat ve yargı burokrasisisnin mudahalasiyle olanı da en az o kadar gayrı meşrudur.

2) Ceza hukuku açısından suçluluğu sabit oluncaya kadar herkes masumdur. Bu ilke, hükümeti veya cemaati hedef alan yayın ve açıklamalarda, karşılıklı olarak ihlal edilmektedir. Her iki cenahtan da suçu sübut bulmayan kişiler ve kurumlar, suçlu olarak lanse edilmektedir. Suç isnadında bulunan taraflar, somut delillerini ortaya koymalı, şeffaf, hızlı ve adil bir yargılama ile sonuca gidilmelidir. Somut deliller ortaya konulmadan, sadece suçlamalar ve subjektif yargılar ile kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya dönük söylem ve çalışmalar, toplum vicdanını yaralamakta, toplumu kamplaştırmaktadır. “Paralel devlet” iddiaları açısından olaya bakıldığında, devlet kurumları içerisinde yasalar ve ast-üst hiyerarşisi dışında herhangi bir merkezden veya cemaatsel yapıdan talimat alan, bu doğrultuda adli/idari işlem tesis eden, karar alan ve eylem icra eden kamu görevlilerinin varlığı hukuk devleti açısından kabul edilemezdir. Evrensel hukuk kuralları karşısında böylesi hukuk dışı bir durum savunulamaz ve bu türden alternatif hiyerarşiye tabi olmayı tercih edenler mutlaka yasalar çerçevesinde cezalandılmalıdırlar. Ancak, bugüne kadar 8000 den fazla memurun bu iddialar ileri sürülerek, soyut suçlamalar ile yerlerinin değiştirilmesi, yerine atananların bir kısmının yeniden yerlerinin değiştirilmesi/ sürgün edilmeleri, hukukun koruyuculuğu ile bağdaşmaz. Devlet suç delilleri var ise tüm imkânları ile ulaşmalı, olayı yargıya intikal ettirmelidir. Ancak somut deliller yoksa soyut suçlamalar ile insanların mağdur edilmesi kabul edilemez bir durumdur.

3) Anayasal güçler ayrılığı prensibi, hak ve adalet esaslı bir devlet düzeninin temel şartıdır. Bunun için, hem yasama, yürütme ve yargının kendi içinde otokontrol mekanizmaları ile iç denetimi, hem de bu erklerin birbirlerini kontrol etmesi ile dış denetim sağlanır. Bu bağlamda erkleri hukuk sınırı içinde tutan en önemli kuvvet ise yargıdır. Yargı bağımsızlığı, adaletin ayrımsız ve eşit olarak tecelli etmesi için yaşamsal bir ilkedir. Yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı, “adli sistemi”, meşru iktidarı kullanan yürütme organının olası haksız ve keyfi müdahalelerine karşı koruyan olmazsa olmaz bir ilke olduğu gibi, yürütme organı dışındaki güç odaklarına karşı da koruyan bir ilkedir. Cumhuriyet tarihi boyunca, en belirgin örneklerini 
İstiklal Mahkemeleri, Yassıada Yargılamaları, Sıkıyönetim Mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve Özel Yetkili Mahkemelerde gördüğümüz gibi yargıyı kendi keyfi ve cebri uygulamaları  için bir araç kılmaya çalışan devlet aklı, bu tutumundan vazgeçmeli, yargı, yeniden ve adil bir temelde inşa edilerek toplumun vicdanının yansıdığı bir erk olarak adil, etkin ve hızlı çalışır nitelikte yeniden inşa edilmelidir. Bu niteliklerde yeniden inşa edilmedikçe, yargının verdiği tutuklama kararları da, tahliye kararları da vicdanları tatmin etmekten uzak olacaktır. Bu bağlamda “Paralel Yapı” güdümündeki bir yargı ne kadar kabul edilemez ise, “Hükümet güdümündeki” bir yargı da o kadar kabul edilemezdir. “Nöbetçi Mahkemeler” ile yapıldığı söylenen tutuklamalar tenkit edilirken, yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamındaki soruşturma yapan savcıların değiştirilip, dava aşamasında, yine "Nöbetçi Mahkemeler" kanalıyla şüphelilerin tahliyesi de, kamu vicdanında kuşkular oluşturmaktadır. Toplumun sağduyusunu temsil edecek ve rengi sadece vicdan olan bir yargı yaşamsal önemde olup, bunun inşası ise başta devlet yetkilileri olarak herkesin sorumluluğudur.

4-) Hükümet yetkililerince sıklıkla ifade edilen, rüşvet ve yolsuzluk operasyonu üzerinden “hükümete yönelik” dış güçlerin müdahalesi ve uluslararası komplonun var olduğuna ilişkin iddialar, kanıtlarıyla ortaya konulmalıdır. Yargı ve emniyet içerisindeki kamu görevlileri tarafından kaynağını hukuktan almayan bir takım yetkiler kullanılıyor ve alternatif hiyerarşiden talimat alınıyor ise ya da zikredilen kurumlarda uluslararası boyutları da olan bir suç organizasyonu ile işbirliği faaliyeti var ise sorumlular hakkında adli ve idari soruşturmaların en kısa sürede yapılması, bu suçları işleyenlerin cezalandırılması gerekmektedir. Bu da, yargının ve hükümetin asli sorumluluklarındadır.

5-) Rüşvet ve yolsuzluk soruşturması açısından, hükümet cenahından yargı mensuplarını ve kurullarını itham eden ve hedef gösteren açıklamaların yoğunlukla yapılması, Danıştay tarafından “soruşturmanın gizliliğine aykırılık” ve “idari düzenleme yetkisinin aşılması” gibi gerekçelerle yürütmesi durdurulan “Adli Kolluk Yönetmeliği’ değişikliğine ilişkin düzenleme, yargı bağımsızlığı açısından kaygı verici olduğu gibi rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasına da müdahale edildiği izlenimi uyandırmaktadır. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu yasasının değiştirilmesi, bu bağlamda “Kurul müfettişleri görevlerini yerine getirirken Teftiş Kurulu Başkanı’na, Teftiş Kurulu Başkanı ise Genel Kurul yerine Adalet Bakanı’na karşı sorumlu olacaktır” düzenlemesi ile Adalet bakanının tek başına hakim – savcılar hakkındaki soruşturmalarda tek yetkili konuma getirilmesi,  HSYK nın bütün personelinin kanunun yayınlanması ile kuruldaki görevinin  son bulacağının geçici madde ile kararlaştırılması ve personelin görevine son verilerek büyük oranda değiştirilmesi, yürütmenin alanını keyfiliğe müsait olacak şekilde genişleten ve yargının tüm erkleri denetleme işlevini baskı altına alan bir yaklaşım olmaktadır. Çıkartılan internet yasası ve şimdilik bekletilen MİT yasası yine yürütmenin tasarruf alanının, evrensel ölçütlerde kabul edilmiş bireyin hak ve özgürlükleri zararına genişletilmesini sağlayacaktır.

         Hükümet kendisini siyaseten tehlikede hissedebilir. Buna karşı yapılması gereken, özgürlükleri kısıtlamak, “hesap sorulamaz bir yönetim anlayışını, farklı ve muhalif düşünenleri endişe ve korkuya itecek şekle” dönüştürmek değildir. Yapılması gereken toplumun emaneti olan yasama ve yürütme erki ile emanette emin olacak şekilde, insan onurunu korumayı ve geliştirmeyi esas kabul eden, temel hak ve özgürlükleri teminat altına alan bir sivil anayasayı ivedilikle yapmak, şeffaf, katılımcı, hesap sorulabilir, insan haklarına  dayalı bir devlet mekanizmasını bu şekilde oluşturmaktır. Güvenlik kaygıları ile özgürlükleri feda etmek değildir.

Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.                 

                                                                                  MAZLUMDER Genel Merkezi

           

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2014-03-14
Okunma Sayısı : 2561
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: mazlumder[a]gmail.com | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 5587266