12.08.2011
Londra'da Adaletsizliğe Öfke Patlaması!
Londra'nın Tottenham semtinde 29 yaşındaki Mark Duggan'ın vurularak öldürülmesiyle başlayan kundaklama ve yağma olaylarında, 4 kişinin ölmesi ve 1000'e yakın gencin tutuklanması İngiltere ve Avrupa'daki göçmen hareketlerini, yabancılara yönelik politikalarını yeniden gündeme getirmelidir.
Londra'da patlak veren, başka şehirlere de sıçrayan ve tüm Avrupa'yı tedirgin eden olaylar yeni değildir. 30 yıl önce benzeri olaylar yine İngiltere'de yaşanmıştır. Daha 6 yıl önce Fransa'da benzeri olaylar tüm dünyanın gözleri önünde günlerce devam etmiştir. Avrupa'nın farklı şehirlerinde küçük çaplı benzeri olaylar ardı ardına yaşanmaktadır.
Savaş yorgunu Batı Avrupa'nın iş gücü ihtiyacını karşılamak için kabul ettiği göçmenler, söz konusu ülkelerin kalkınma ve rekabet üstünlüğünü elde etmelerinden sonra demografik, ekonomik ve kültürel kaygıları ateşledi ve göz kamaştırıcı zenginliğin oluşmasında pay sahibi olan 3. 4. kuşak emekçiler dinleri, dilleri, renkleri ve görenekleri farklı birer yabancı(!) ya dönüştüler.
Araçsallaştırılmış hoşgörünün imkânlarıyla refah adasına dönüşen Avrupa'nın siyasi aklı, birikmiş zenginliği daha fazla paylaşmamak için bir taraftan tekil olarak Avrupa ulus devletlerinde ırkçı politikalara yönelerek tersine göçü zorlamayı, diğer taraftan da birlik olarak AB iltica ve göç yasalarıyla, oluşmasında Avrupalı olmayanların da katkısı olan refah adasını ulaşılmaz kılmayı denedi. Almanya'nın, Fransa'nın, Hollanda'nın, Avusturya'nın, İtalya'nın iç siyasetlerinde ve hukuklarında çok kültürlülüğü reddeden uygulamaları, kuşaklar boyu kendi vatandaşı olanların aile birleşmesi ve sıradan ziyaretçilerine bile kapıları kapayan ırkçı yaklaşımları buna örnektir. Fransa ve İtalya'nın öncülüğünde Libya'ya karşı başlatılan askeri operasyonların tetiklediği göç dalgası İtalya ve Fransa arasında polemiğe sebep oldu ve Fransa İtalya'yı Libyalı mültecileri kabul etmesi durumunda Şengen anlaşmasından çekilmekle tehdit etti. Akdeniz'in ortasında Libya cehenneminden kaçan bir mülteci teknesindeki çaresiz insanlar NATO gemilerinin gözleri önünde ölüme terk edildiler.
11 Eylül saldırıları ile zirve yapan yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın komplikasyonları sadece Avrupalı olmayan göçmenleri değil, Avrupa'nın kendi insanlarını da vurmaya başladı. Norveç Ütoyo adası saldırısı, ırkçı nefretini en üst düzeye çıkarmak için, kendi vatandaşlarını vurmaktan çekinmeyen, acımasızlığını gösteren en patolojik örneği oldu.
Londra'daki öfke ve isyan, yıllardır göçmenlere yönelik uyguladığı sosyal, kültürel, ekonomik ve dini alanlardaki yabancı politikalarına yönelik eleştirilere kulak tıkayan Avrupa'nın nasıl bir tehlikeyi beslediğini göstermektedir. Gösterilerin bastırılmasında polisin yetersiz kalmış olmasından duyduğu rahatsızlığı ifade eden aşırı sağcı İngiliz Savunma Ligi lideri Stephan Lennon yandaşlarıyla timler oluşturarak yeni bir ırkçı saldırı dalgasının sinyalini vermiştir. Bu tehlikeli söyleme karşı önlem alınamaması, Avrupa'nın farklı şehirlerinde patlamaya aday olayların politik sebeplerini başka alanlarda aramak, sorunu çözümsüzlüğe terk etmek demektir.