Günlük bir gazetede, bir süre önce, İslami camianın görüşlerine önem verdiği bir kanaat önderi, 10 gün arayla, “Bölünmeye giden yol kapatılmalıdır” ve “Tefrika Savunulamaz” başlığıyla iki yazı kaleme alınmıştır.
Konu edilen yazılar, ana tema ve fikir olarak; Irak sınırları içindeki Kerkük’ün Kürdistan bölgesel yönetimine bağlanmasına karşı ve bu yöndeki teşebbüslerin “tazir” cezası çerçevesinde değerlendirilmesine yönelik olup bir fetvaya referans vermekte, mevcut siyasal sınırlar ve ulus devlet yapıları dışında, yeni ulus devletler oluşturulması yönündeki her türlü ihtimalin, düşünce ifadesinin ve eylemliliğin “ümmetin birliği”ni bozacağı ve “din”e aykırı olduğu gerekçesiyle engellenmesi gereğine işaret etmektedir.
İslami kökenli etkin siyaset ve toplum çevrelerinde, genel toplum katmanlarında etkili olmayı, kamuoyu oluşturmayı hedeflediği anlaşılan bu görüşlerin, “İslam”ı, keza misak-ı milli hudutları dahilindeki tüm Müslüman unsurları, daha geniş ölçekte ise tüm dünya Müslümanlarını (ümmet) temsil ettiği ve bağladığı izlenimini uyandıran bir “diskur”a sahip olması, aşağıdaki açıklamayı yapmamızı zorunlu kılmıştır.
1-) Bu topraklarda ve dünya üzerindeki herhangi bir toprak parçasında cari olan ulus temelli siyasal sınırların/yapıların veya bu sınırların/yapıların reorganizasyonunu talep eden siyasal hareketlerin meşrulaştırılması ya da gayrı meşru ilan edilmesi amacını taşıyan ve payanda olarak da “dinsel” argümanları kullanan görüşler, bir “uzmanlık” eseri de olsalar “evrensel”, “kutsal” ve “tartışılmaz” görüşler değildir. Bu görüşler, “içtihad” formunda da olsalar sahiplerini bağlarlar. Herhangi bir dinin ya da o dinin mensuplarının bu gerekçelerle ve bizatihi dini argümanlarla araçsallaştırılması, propaganda malzemesi yapılması asla kabul edilemez.
2-) Modern ulus devletlerin, insanın ve halkların hak ve özgürlükleriyle çatışma içinde şekillendiği bir gerçektir. Türkiye Cumhuriyeti devleti dahil olmak üzere modern devlet aklına, yasakçılığı meşrulaştıran, otoriterliği, “devletin hukukunu” geliştiren öneriler getiren bir misyonu ve vizyonu kabul etmiyoruz. İlkesel olarak, otoriter devlet geleneğine sahip bu topraklarda, hak ve özgürlükleri genişleten, “insanın ve toplumun hukukunu” geliştiren öneri ve önermelerden yanayız. Bununla birlikte modern bir kir olan ve insanların birlikte yaşama iradelerine doğrudan kast eden “ulus devlet” yapılanması da tartışılmalıdır. Bu yapılırken bizim ulus devletimiz ötekilerin ulus devleti gibi bir ayrım yapılamaz.
3-) Türkiye’de “devlet” ve “örgüt” arasında süregelen savaşta ise hiçbir siyasal aktörün tarafı olmaksızın sadece temel hak ve özgürlüklerin tarafı olmak temel ilkemizdir. “Alim”, “aydın”, “entelektüel” ya da “münevver”lere de önerimiz, -devlet başta olmak üzere hiçbir gücün yedeğine düşmeksizin- bağımsızlığı ve özgürlüğü esas alan bir duruş sahiplenmeleridir. Zira insanlığın da İslam ümmetinin de bu duruşa ihtiyacı vardır.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ
FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı
Basın AçıklamalarıTarih
2012-05-10