Emekli Genelkurmay Başkanı'nın Ses Kaydı, Yasadışı Dinlemeler ve Kayıttaki İddialar Üzerine

25.08.2011

Emekli Genelkurmay Başkanı'nın Ses Kaydı, Yasadışı Dinlemeler ve Kayıttaki İddialar Üzerine

24 Ağustos 2011 tarihli basın organlarında, emekli Genelkurmay Başkanı Işık KOŞANER'e ait olduğu iddia edilen ve Doğu ve Güneydoğu'da yürütülen operasyonlar ile rastgele mayın döşenmesi ve buna bağlı kayıpları eleştiren ses kaydının dökümü yayınladı. Söz konusu kaydın nerede, nasıl ve hangi izin süreçlerinden geçerek yayınlandığı; kurumların ve ses kaydı yayınlanan şahısın hukukunun ihlal edilip edilmediği konusu, üzerinde mutlaka ayrıca durulması gereken bir husustur.

Söz konusu kayıtta geçen ifadeler doğru ise MAZLUMDER, vekilleri kanalıyla kendini savunabilecek olan bir şahıs ve bir kurumun değil, ihlal edilen uluslararası hukukun, kamu hukukunun, insan hakları hukukunun ve kendini mahkemelerde savunamamış olan şahısların hukuku üzerinde durmak ister. Şimdiye kadar askeri mühimmatla öldürülen fakat sorumluluğu TSK tarafından kabul edilmeyen sivil ve asker şahısların hukukuna, kışla duvarlarının koruması arkasında veya askeri sahalarda eğitim zayiatı, intihar veya düşman unsurların mayınlı saldırısı diye resmen açıklanan ölümlere ve askeri koruma zırhı altında yaşanan ihlallere dikkat çekmek ister.

Ses kaydında, Işık KOŞANER olduğu iddia edilen kişinin yaptığı özeleştiriler adeta itiraf niteliğindedir. Daha önce mağdur vatandaşlarca iddia olarak dile getirilen ama resmi makamlarca inkâr edilen; ispat edilemeyen veya kurumları koruma hassasiyeti adına ispat edilmesi için gereken dikkatin sarf edilmediği konular, bir itiraf üslubunda dile getirilmiştir. Bir erin alnından vurulduğundan bahsedilmiş ama kim olduğu ve olayın nerede ve ne zaman geçtiğinden bahsedilmemiştir. Dost ateşi kayıplarından bahsedilmiş ama detaylandırılmamıştır. Savcılar yayınları ihbar kabul ederek olayları aydınlatmalıdır.

Mayınlar hakkında çarpıcı ifadelerin geçtiği ses kaydında, mayınların kontrolsüz bir biçimde döşendiğini, huduttakilerinin bile işaretlerinin olmadığını, zaman zaman mayına basarak kayıpların olduğu, bunlardan haberlerinin olmadığını, Ankara'dan temizlemek için gelen ekibin mayınları tamamen temizleyip temizlemediklerini bilmediği itirafı çok vahimdir.

1991 ile 1995 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu'daki pek çok ilde özellikle geçici köy karakollarının etraflarına bir askeri tedbir olarak mayınların döşendiği TSK'nın kabul ettiği bir uygulamadır. Geçici karakolların yer değiştirilmesi esnasında orduya ait temizlenmeyen veya başıboş bırakılmış mayınlara basmak suretiyle yaşanan hayat ve organ kayıpları mağdurlar tarafından mahkemelerde dava edilmiş ama bir türlü ispat edilememişti; emekli generalin itirafları iddiaları doğrular niteliktedir. Hatırlanacağı gibi 27 Mayıs 2009 tarihinde Çukurca da 7 askerin mayın patlaması sonucu hayatını kaybetmesi yine her zamanki gibi ilk etapta PKK saldırısı gibi yansıtılmış ise de, sonradan görevli komutanın emriyle döşenmiş MKE yapımı 120 mm.lik bir havan mühimmatının patlaması sonucu olduğu ortaya çıkmıştı.

Türkiye, kara mayınlarının kullanımını yasaklayan Ottowa Sözleşmesi'ne 2004 yılında taraf olarak, 4 yıl içinde tüm stoklarını, 10 yıl içinde de toprağa gömülü tüm mayınları temizlemeyi taahhüt etmiş olmasına rağmen sözleşme yükümlülüklerine uygun bir eylem planını devreye alamamıştır. Stoktaki mayınların tümü temizlenmiş ama gömülü olanlarla ilgili herhangi bir mesafe alınamamıştır. Sadece Suriye sınırındaki mayınlara dair yasa çıkarılmış ama uygulamaya geçilmemiş; gerek diğer sınırlardaki gerekse de ülke içindeki gömülü diğer mayınların temizlenmesine dair ise her hangi bir eylem planı hazırlanmamıştır.

Anayasanın 90. Maddesi, usulüne göre onaylanan uluslararası sözleşmeleri iç hukukun bir parçası saymış olmasına rağmen Ottawa Sözleşmesinin ihlali durumunda TCK bir yaptırım öngörmemiş, yani Sözleşme'ye göre uyumlulaştırılmamıştır. Çukurca mayın saldırısının mahkemeye sunulan iddianamesi sadece "birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek" suçundan bahsetmektedir. Oysa söz konusu cürüm sadece "birden çok kişinin öldürülmesi" değil aynı zamanda "yasak bir silah olan mayının kullanılması suretiyle Ottawa Sözleşmesinin ihlalidir" de. TCK Ottawa sözleşmesine uyumlu hale getirilmelidir.


Ottawa Sözleşmesi'ne imza koyan bir ülke olarak Türkiye bir an önce yükümlülüklerini nasıl yerine getireceğine dair bir eylem planını hazırlamalı ve "nasıl tarama yapılacağını, işaretlemelerin nasıl yapılacağını, temizleme programının ne olacağını, finansal kaynaklarını ve ulusal hukukta yapılması gereken düzenlemeleri" açıklamalıdır.

Adli, idari ve siyasi mercileri; söz konusu ses kaydının gerçekliğini, hangi izin süreçlerinden geçerek yayına verildiğini ve ses kaydının içeriğindeki iddiaları bir an önce araştırmaya davet ediyoruz. Kaydın gerçek olması durumunda ise; şimdiye kadar TSK'nin sebep olduğu ölüm sayısını, kayıtta sözü geçen alnından kurşunlanan er dâhil bunların kim olduğunu, sorumluların kim olduğunu, eğer adli safhaya taşınmamış ise sorumluların nasıl bir koruma sürecinden geçtiğini açıklamaya davet ediyoruz. Hükümeti, Ottawa sözleşmesi yükümlülüklerine uygun davranmaya ve eylem planını bir an önce açıklamaya; yasadışı dinlemelerin ve kayıtların yayınlanmasının önüne geçecek önlemleri bir an önce almaya davet ediyoruz. TBMM'yi TCK'yı Sözleşme'ye uyumlu hale getirmeye davet ediyoruz.

Ahmet Faruk ÜNSAL

MAZLUMDER Genel Başkanı

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2011-08-25
Okunma Sayısı : 1870
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: mazlumder[a]gmail.com | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 5587297