.
Ezanı Türkçeden Arapçaya çeviren Başbakan ve iki yakın kurmayı;
"Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı cebren tağyir ve tebdil ve ilgadan
dolayı Türk Ceza Kanunu'nun 146/1′inci maddesi hükmünce" ölüm cezasına
çarptırılmıştı. Bu üç siyasetçinin dışındaki idamla yargılanan
DP'lilerin cezaları ise oy birliğiyle müebbet hapse çevrilmişti.
Halbuki ihtilali gerçekleştiren subaylar daha fazla idam istiyordu. Bu
yüzden ciddi tartışmalar yaşanmıştı.
Menderes'in iyileşmesini beklemediler
İnfazların
gerçekleşeceği 16 Eylül Cumartesi günü Başbakan Adnan Menderes hastaydı
ve Yassıada'da tutuluyordu. Savcı onun infazını bir gün sonraya
bırakmıştı. Zorlu ve Polatkan, Menderes'in iyileşmesini beklemeden o
gün idam edileceklerdi.
İnfazından önce ölüden bir farkı yoktu!
Kara
günde ilk olarak Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ı infaz ettiler. Bitkin
bir halde gardiyanların kolunda infazın yapılacağı yere getirilen
Polatkan bütün reflekslerini kaybetmişti. Ölüm halindeki hasta nasılsa
Polatkan da öyleydi. Kollarında olduğu gardiyanların desteğiyle ayakta
duruyordu. Rengi sapsarı olmuş bir vaziyette okunan kararı dinlemişti.
Ama kararı anladığı hiç sanılmıyordu. Dini telkinde bulunan imamı bile
zor tasdik eden Polatkan'a gömlek giydirildi, elleri arkadan
kelepçelendi... Cellat, imam, savcı ve idamı izlemeye gelen MBK üyeleri
hazırdı. Elleri kelepçeli olarak gardiyanların kollarında sehpaya
götürüldü ve cellat infazı gerçekleştirdi.
Hasan Polatkan'ın geçmişi;
1925
Eskişehir doğumlu olan Polatkan, Kırım Tatarlarındandı. İstanbul
Siyasal Bilgiler Okulu mezunuydu. Fransızcayı iyi bilen Polatkan,
Ziraat Bankası Müfettişliği yapmıştı. 8, 9, 10 ve 11 dönem Eskişehir
Milletvekili olan Polatkan, Demokrat Parti'nin Maliye Bakanıydı.
Heyecandan elleri titreyen celladına moral veriyordu!
İdam
edileceği salona getirildiğinde, infazını izlemeye gelen heyeti nazikçe
selamlayacak kadar metanete sahip olan Fatin Rüştü Zorlu, okunan kararı
dinledikten sonra, ailesine mektup yazmak için başsavcıdan izin
istemişti. Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli Dışişleri Bakanlarından
birisi olan Zorlu'nun son isteği yerine getirilmişti. Aynı sayfada,
hanımına, oğluna ve kızına mektup yazdı. Mektubunu bitirip başsavcıya
teslim eden Zorlu, abdestini alıp son namazını da eda etti. İdama
giderken dahi intizam gösteren Zorlu, abdest almak için çözdüğü kol
düğmelerini bile iliklemişti darağacına çıkarken. Metaneti o kadar üst
düzeydeydi ki, kendisine dini telkinlerde bulunan imamın Arapça
telaffuzlardaki yanlışlarını dahi düzeltiyordu. Kendisine mektup
yazmaya müsaade eden savcıdan da helallik alan Zorlu, infazına anlar
kala son kez bir istekte daha bulundu ama bu isteği reddedildi.
Ellerinin arkada değil de önden kelepçelenmesini isteyen Zorlu'ya bu
talebinin kanunlara aykırı olduğunu söylediler. Bu cevabı olgunlukla
karşılayan Zorlu'nun vefat etmeden önceki son tavrı akıllara durgunluk
verecek derecedeydi. İdam sehpasına yardım almadan çıkan Zorlu,
heyecandan eli titreyen cellada; "Oğlum, ne titreyip duruyorsun? İlmik senin değil, benim boynuma geçecek"
diyordu. Son nefesinde kendisini idam eden devletine bağlılığını elden
bırakmayan Zorlu, "Allah memleketi korusun, haydi Allahaısmarladık!"
dedikten sonra ayaklarının altındaki sandalyeyi itmek işini de kimseye
bırakmadan kendisi gördü...
Fatin Rüştü Zorlu'nun geçmişi;
1910
İstanbul doğumlu olan Zorlu aslen Artvinliydi. Galatasaray Lisesi'ni,
Paris Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'ni ve Cenevre
Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Rüştü Zorlu, 1933 yılında
dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın kızı Emel Hanım'la
evlenmişti. 1932'den başlayarak Dışişleri Bakanlığı'na bağlı çeşitli
görevlerde bulunduktan sonra 1951'de Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Genel
Sekreteri oldu. 1952'de Büyükelçiliğe yükselerek Kuzey Atlantik
Antlaşması Teşkilatı'nda (NATO) Türkiye daimi temsilciliğine getirildi.
Siyasal yaşama atıldığı 1954'te, ardından 1957'de DP'den Çanakkale
Milletvekili seçildi. Adnan Menderes Hükümetlerinde Başbakan
Yardımcılığı, (Mayıs 1954 - Kasım 1955), Devlet Bakanlığı (Temmuz 1957
- Kasım 1957) ve Dışişleri Bakanlığında (Kasım 1957 - Mayıs 1960)
bulundu. 16 Eylül 1961'de asılarak idam edildi. Cenazesi, ölümlerinden
29 yıl sonra, 17 Eylül 1990'da İmralı Adasındaki mezarından alınarak
İstanbul'da yaptırılan Anıtmezar'a nakledildi.
Habervaktim
FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı
Basın AçıklamalarıTarih
2008-09-16